İçeriğe geç

Savaşın Dili ve Çeviri

Rusya – Ukrayna gerginliği tırmanınca, savaşın dili ve savaşta çeviri konulu birkaç paragraf yazmanın zamanı geldi.

Clinton ve Yeltsin’in katıldığı 1999 AGİT zirvesinde tercüme yaparken henüz 26 yaşındaydım. 2000’lerde televizyon kanallarında bolca savaş yayınını simultane çevirdim. Kısa bir süre Irak’ta Musul – Kerkük bölgesinde çeviri için bulundum.

Turist rehberliği yaptığım yıllarda Avustralyalı ve Yeni Zelandalı misafirlerle onlarca Gelibolu turuna ve anma programına katıldım. Dedeleri savaşmış insanlar olarak aynı toprakları gezmek tuhaf bir histir, yerini yavaş yavaş bir dostluğa, kardeşliğe bırakır, tuhaf ama ölümün birleştirici bir özelliği var. Zaten Ulu Önder Atatürk Çanakkale’de bunu dile getirmiştir, bilirsiniz.

Zamanla bana acı geldi savaş konusu. 2008 gibiydi sanırım, savaş ve silah konulu çeviri işlerinde görev almamaya karar verdim. Birkaç savunma sanayi projesi hariç şirketim bu sektörden çıktı. Düşünce olarak reddettiğim bir konudan para kazanmayı doğru bulmuyorum. Neyse, bu kişisel yorumlardan sonra gündeme döneyim.

Savaş bir felaket, bir yıkım. Asla olmamalı, asla yaşanmamalı. Savaşı kutsallaştırmanın, yoktan yere ölenleri kahramanlaştırmanın faydası yok. Zaten ölenler genellikle fakirler, hastalar, yaşlılar, yani toplumun en zayıf kesimleri.

Gelelim savaşın diline. Savaşı anlatırken ve çevirirken ilk takılacağınız engel savaşa savaş denip denilmeyeceğidir.

Gerçekten de savaşın anlatımı ve çevirisi, bulunduğunuz veya desteklediğiniz tarafa göre büyük değişiklikler gösterir. Farkındaysanız Rusya özel harekat (operasyon) düzenlediğini iddia ediyor; biz Ukrayna’yla savaşmıyoruz diyor.

Türk dışişleri duruma savaş denip denmeyeceğini düşünüyoruz açıklamasını yaptığında sosyal medya komik buldu. Aslında komik değil. Savaş hali olduğunu kabul ettiğimiz anda Montrö Sözleşmesi devreye giriyor ve Türkiye’nin sözleşmeden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerini gözetmesi gerekiyor. Birkaç gün sonra hükümetimiz savaş halini kabul etti.

Farkındaysanız deneyimli haberciler ve çevirmenler bu tür krizler patladığında durum netleşinceye kadar daha küçük kelimeler kullanır. Kriz, çatışma, olay derler. Rus kuvvetleri Ukrayna topraklarına girdi cümlesini görürsünüz. İşgal, istila, saldırı gibi sözcükler sorun tırmanınca dillendirilir.

Girdi dersen nötr oluyor. Saldırı dersen güçlü bir kelime kullanmakla beraber taraf tutmuş sayılmazsın. Ama istila veya işgal dediğinde tarafını seçmiş oluyorsun. İşin bir de hukuki boyutu var elbet. İngilizce invasion ve occupation sözcüklerinin her ikisi de dilimize genellikle işgal diye çevriliyor. Oysa biri istila, diğeri işgal (istila ettiği toprakta kalmak). Olur da müzakerelerde ya da sigorta – mal – hasar çevirilerinde görev alırsanız terimleri iyi araştırın derim.

Aynı olayı taraflar farklı anlattığı için haberi veren tarafa göre çevirmen kendini konumlandırmak zorunda kalır. Örneğin, Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlılarını, Rus yönetimi özgürlük savaşçıları, kahraman direnişçiler diye adlandırırken, Ukrayna yönetimi ayrılıkçılar, bölücüler, teröristler hatta hainler diye anabilmektedir.

Ülkemizin dışında gerçekleşen bu savaşı anlatırken bize düşen olabildiğince tarafsız bir dil kullanmaktır. Ne özgürlük savaşçısı, ne de hain demek bize düşmez. Rus yanlısı ifadesini kullanmak daha sağlıklı olacaktır.

Hangi görüşte olursak olalım, savaşı ve savaşan tarafları, özellikle saldıran tarafı anlatırken ülke ve ulus adları yerine iktidardaki kişilerin adlarını kullanmaya dikkat etmeliyiz.

Örneğin Ruslar saldırıyor demek yerine Putin rejimi saldırıyor, Putin işgal ediyor, Putin’in ordusu ilerliyor demek daha temiz bir tercihtir. Rus ordusu ifadesi de kullanılabilir. Sonuçta nereye kadar Rus sözcüğünü kullanmaktan kaçabiliriz ki? Ama Ruslar dememeli. Neden derseniz Ruslarla Ukraynalılar savaşmıyor ki, yani tüm Rusya kalkıp Ukrayna’ya yürümüş değil. Komutanından emir alan Rus, Tatar, Dağıstanlı, Çeçen askerler giriyor Ukrayna’ya. Sokaktaki sıradan vatandaşın hepsi birbirine düşman değildir. Öyleymiş gibi yazılmamalıdır.

Öyle yazılıyor ne yazık ki. Şu an Avrupa’da adeta topyekun Rus düşmanlığı yaşanıyor. Sadece Rus olduğu için sınırdışı edilen, görevinden alınanlar var. İtalya’da bir üniversite Dostoyevski derslerini müfredattan kaldırmış. Olacak şey değil.

Daha da fenası var elbet. Rus ayısı, Ayıdan post Rus’tan dost olmaz gibi deyişleri paylaşmak ayrımcılıktır. Ayrımcılığın her türlüsü kötüdür. İnsanları, halkları ve toplumları yaralar ve böler.

Sadece kavramsal bakarsak, bağımsız bir ülkenin toprağına askerle girmek işgaldir. Tanımı bu kadar net olan bir hadiseyi başka şekilde ifade etmek yanlıştır. Harekat, operasyon gibi sözcükler bu kadar büyük boyutlu bir istilayı küçük ve önemsiz gösterir. Ama böyle krizlerde salt kavramsal davranamıyoruz ne yazık ki.

Kasten sivil öldürmek insanlık suçudur, savaş suçudur. Bu suçu işleyenler en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Ancak, elde kanıt yokken …’ler sivilleri öldürüyor tarzındaki ifadeler bir halka karşı düşmanlık, kin ve nefret doğurur. Disiplinli bir ordu, sağlıklı bir asker bile bile sivil öldürmez. Sivil ölümü savaşın kaçınılmaz bir parçasıdır. Çatışmalar sırasında ölen siviller diye haber geçmek daha objektif bir duruş sergiler, öteki halka karşı düşmanlık hislerini körüklemez.

Sosyal medyada önü arkası yeri ve zamanı belli olmadan paylaşılan görüntüleri teyit etmeden başkalarına göndermeyin. Yalan habere aracılık etmeyin. Anlamadığınız dildeki bir konuşmaya yorum yapıyorlar. Adam bambaşka bir şey söylerken bak gördün mü hain her yerde hain gibi bir yorumu, yalanı çoğaltmayın. Aman dikkat.

Savaş, kendi toprağını savunmak zorunda kalmadıysan bir insanlık suçudur, cinayettir. Savaşın her türlüsü kötüdür ve lanetlenmelidir. En çok fakirler, çocuklar, yaşlılar ölür; doğa ölür, hayvanlar, bitkiler ölür. Bunca ölüme neden olan savaşı kahramanlık hikayeleriyle coşa coşa anlatmak doğru değildir. ANZAC’lar we do not glorify war derler. Savaşı övmeyelim, kutsallaştırmayalım. Övgü barışa, dostluğa, kardeşliğe yapılmalıdır.

Savaş sırasında çeviri yapmak hele hele canlı yayında simultane çetrefilli bir görevdir. Psikolojik yükü ayrı bir yazı konusudur ve çok ağırdır. Sürekli ölümü, yıkımı çevirmekten daha tatsız bir deneyim düşünemiyorum.

Konuşmacının ifadesini aynen mi çevirmeliyim, yoksa daha objektif ya da daha yumuşak bir lisan mı kullanmalıyım çelişkisi kaçınılmaz olarak yaşanır. Hele heyetler arası çevirmenlik yapıyorsanız, bir tarafın ak dediğine diğer taraf kara derken kavgayı körüklemeden çeviriyi sürdürmek apayrı bir sanattır.

Hukuki ve siyasi sonuçlar doğuracağından kelime seçimi özen ve bilgi ister.

Bu talihsiz savaşta yayın ve çeviri yapan tüm dostlara kolaylıklar diliyorum, sabır diliyorum. Sizler aracı oluyorsunuz, sayenizde olan biteni haber alıyoruz. Yükünüz büyük. Hepinize teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.