Nefret Söylemi

  • 18 Nisan 2007 tarihinde Malatya’da bulunan Zirve Yayınevi’ne gerçekleştirilen saldırıda biri Alman ikisi Türk olan üç Hristiyanın boğazları kesilerek öldürüldü.
  • 15 Mart 2019 tarihinde Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde 2 camiye terör saldırısı düzenleyerek 51 kişiyi öldüren ve 49 kişiyi yaralayan Brenton Tarrant, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.[1]
  • 31 Mayıs 2020 tarihinde Ankara’nın Etimesgut ilçesi Alsancak mahallesinde akşam saat 22.30’da Ağrı Patnos’lu Barış Çakan (20) Kürtçe müzik dinlediği için kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. [2]

Yukarıda verilen üç olayın ortak noktası, hepsinin nefret suçu kapsamında değerlendirilmeleri. Bu örnekler bize nefret duygusunun ne kadar güçlü olabileceğini hatırlatırken, aynı zamanda nefretin yıkıcı etkilerini de gözler önüne seriyor.

Peki bu olayların yaşanmasına sebep olan nefret duygusu tam olarak nedir ve insanlar neden nefret ederler?

Nefretin işlevi veya amacı nedir sorusuna bilim insanları henüz net bir cevap veremese de bu duyguyu tanımlamak mümkün. Uzman Psikolog Yasemin Aydoğdu’ya göre nefret, bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik o kişiye duyulan olumsuz duyguyken; Prof. Dr. Kemal Arıkan, insanların ruhsal ve bedensel bütünlüğünü tehdit eden şeylerden nefret ettiğini söylüyor. Sigmund Freud’a göre ise bu duygu, bireylerin kendini koruma içgüdüsünden kaynaklanıyor.

Nefretin kaynağı ne olursa olsun, bunun olumsuz bir duygu olduğunu ve insanların hayatlarını derinden etkileyebildiğini biliyoruz. Çoğu zaman nefretin dışavurumunu fiziksel şiddet olarak düşünsek de aslında bu duygu en çok dilimize yerleşmiş bir durumda. Belki çoğumuz bunu fark etmiyoruz bile ama ne yazık ki nefret içeren ifadeler hayatımızın her yerini sarmış halde. İşte bu tarz ifadelere nefret söylemi diyoruz.

Biraz daha açık olmak gerekirse nefret söylemi; ırk, din, dil, ulus ya da cinsel kimlik gibi konulara dayanarak belirli bir kişi veya kişilere karşı nefret ifadesi içeren ya da bu kişilere şiddet uygulanmasını teşvik eden aleni konuşmalara denir. Ne yazık ki günümüzde nefret söyleminin uluslararası bağlamda kabul edilmiş bir tanımı yok, ancak 1997 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Nefret Söylemine Yönelik Tavsiye Kararı’na göre, ırkçı nefret, yabancı düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi nefret söylemi olarak kabul ediliyor.

Nefret söyleminin temelinde ayrımcılık, önyargı, yabancılaştırma ve düşmanlaştırma yer almakta. Bu yaklaşımların hedefinde bazen tek bir kişi bulunabilse de genellikle belirli bir grup veya grupların buna maruz kaldığını daha sık görüyoruz. Bir kişiye veya duruma karşı duyulan nefret kimi zaman pasif ve tehlikesiz olsa da çeşitli gruplara karşı beslenen nefret çoğunlukla o grubun ayrımcılığa uğramasına ve düşmanlaştırılmasına neden oluyor. Söz konusu grubunsa bu durumda yapabileceği bir şey bulunmuyor çünkü onlara duyulan nefretin kaynağı aslında tamamen önyargı. Diğer bir tabirle onlardan kendileri oldukları için nefret ediliyor diyebiliriz.

Nefret Söyleminin Türleri

Tarihte bunun en büyük örneklerinden birisi Nazilerin Yahudi düşmanlığıdır. Ülkede olan tüm kötü şeyler için Yahudileri, komünistleri ve diğer azınlık grupları suçlayan Naziler, fiziksel şiddete başvurmadan önce Yahudi karşıtı propagandalar düzenleyerek onlara bir nevi psikolojik şiddet uyguladılar. Bu durum, ırk ya da etnik köken temelli nefret söylemine bir örnek olarak verilebilir.

Nazilerin toplama kamplarına gönderdiği bir diğer grup ise eşcinsellerdi. Yönetim eşcinselliği bir sapkınlık ya da bir hastalık olarak değerlendiriyor ve Nazi Almanyasında onlara yer vermek istemiyordu. Bu durum sadece Nazilerle ve geçmişle sınırlı olmadığı gibi homofobik söylemlere günümüzde de rastlamak mümkün. Eşcinsel ya da trans bireyleri toplumdan dışlama amacıyla söylenmiş hakaret içerikli ifadelere cinsel yönelim temelli nefret söylemi deniyor.

Nefret söylemi ırk ve cinsel yönelim temelli olabileceği gibi siyasal da olabilir. Çeşitli siyasi isimleri, görüşleri ve söz konusu görüşü paylaşan ya da destekleyen kişileri hedef alan konuşmalar veya ifadeler siyasal nefret söylemi olarak değerlendiriliyor. Siyasal nefret söylemine kimi zaman din temelli nefret söylemi eşlik edebilse de herhangi bir dine, onun değerlerine ve mensuplarına edilen hakaretleri içeren ifadeler, nefret söyleminin başlı başına bir alt grubunu oluşturur. Yukarıda verilen Christchurch cami saldırıları ve Zirve Yayınevi baskını, din temelli nefret söyleminin suça dönüştüğü örnekler olarak karşımıza çıkar.

Nefret söyleminin bir başka ve bu yazıda değineceğimiz son türü ise yabancılara ve göçmenlere yönelik nefret söylemidir. Özellikle Türkiye’de son yıllarda artan Suriyeli göçmen sayısı ile birlikte, bu grubu hedef alan nefret söylemlerine daha çok rastlamaya başladık. Şimdilerde sokakta ne zaman esmer ve fakir çocuk görsek, onların Suriyeli olduğunu düşünür hale geldik. Yapılan araştırmalara göre özellikle internet ortamında göçmenlere yönelik nefret ifadesi içeren ciddi sayıda paylaşım bulunuyor.

Yeni Medyada Nefret Söylemi

Geleneksel medya çoğu zaman iktidarın benimsediği ideolojiyi yansıtırken, yeni medya görece daha bağımsız ve kullanıcı kaynaklı içerikleriyle daha özgür bir yapıya sahip olduğu için toplumun farklı kesimlerinin sesini duyurmasında etkili bir rol oynar. Ama ne yazık ki nefret söyleminin yaygınlaşmasında ve kabul görmesinde de ciddi bir etkiye sahiptir. Geleneksel medyada yayınlanan haberler gazetecilik eğitimi almış kişiler tarafından yapılıp editörler tarafından düzenlendikleri için daha sistematik ve bilinçli bir yapıya sahipken, yeni medyada böyle bir kontrol söz konusu olmadığından herkes kendi görüşlerini “ifade özgürlüğü” adı altında yayınlayabiliyor. Ancak ifade özgürlüğünün nerede bittiği ve nefret söyleminin nerede başladığı kesin çizgilerle belirlenmiş değil. Bu da çoğu zaman belirli kişi veya kişilere karşı nefret içeren ifadelerin toplumda hızla yayılıp kabul görmesi anlamına gelebiliyor.

Her ne kadar yeni medyada bu durumun daha kontrolsüz bir şekilde gerçekleştiğini söylesek de geleneksel medyada da bunun örneklerine rastlamak mümkün. Yapılan araştırmalara göre, Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007 tarihinde öldürülmesi ile gazete ve televizyonlarda yer alan nefret söylemleri arasında doğrudan bir bağ bulunmakta. Aradaki bağı şu ifadede daha net anlayabiliriz: Hrant Dink’i öldüren Ogün Samast, kendisine neden öldürdüğü sorulduğunda “gazetelerden vatan haini olduğunu öğrendim,” demiştir.[3] Dönemin gazetelerine bakıldığında karşımıza çıkan “Ermeniye bak!” tarzı başlıklar, yine nefret söylemi kapsamına girer.

Nefret Söylemine “Dur” Demek

Görüldüğü üzere nefret söylemi, doğası gereği kolaylıkla ve hızla nefret suçuna dönüşebilen bir yapıya sahip. İşte bu nedenle nefret içerikli ifadeler kullanmaktan kaçınmalıyız, çünkü değişim önce dilde başlar. Mesele kimin kim tarafından öldürüldüğü değil, mesele insanlık meselesi. Çoğu zaman toplumun kendi eliyle yarattığı “biz ve ötekiler” ayrımcılığı, nefret söylemine zemin hazırlıyor. Nefret ediyoruz, çünkü korkuyoruz. Korkularımız bizi ele geçirdiğinde ise nefrete sarılıyoruz. Bunun sonucunda ise insanlar zarar görüyor. Peki nasıl engelleyeceğiz? Hepimizin aslında din, dil, ırk ya da cinsiyet fark etmeksizin insan olduğunu hatırlayıp, bunun bilincinde olarak; nefret duygumuzun yerine sevgiyi ve barışı koyarak; toplumumuzu ve en başta çocuklarımızı bu konuda eğiterek. Bunları gerçekleştirmediğimiz takdirde birileri hep ayrımcılığa uğrayacak, ötekileştirilecek, yalnızlaştırılacak ve birilerine hep önyargı ile yaklaşılacak. Bu “birileri” bizden başkaları olabileceği gibi aynı zamanda bizler de buna maruz kalabiliriz.

Buna dur demek elimizde ve dilimizde.

Sevgiyle kalın.


[1] “Yeni Zelanda’da cami saldırganına ömür boyu hapis cezası verildi” euronews. 27 Ağustos 2020
[2] Türkiye’de Nefret Suçları ve Son Dönemde Yaşanan Irkçı Saldırılar Özel Raporu. İnsan Hakları Derneği. 22 Eylül 2020
[3] Çavdar, Ayşe (ed.), Yıldırım, Aylin B. (ed.). Nefret Suçları ve Nefret Söylemi. Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yayınları. s. 4.İstanbul, 2010.


Referanslar:

-Çavdar, Ayşe (ed.), Yıldırım, Aylin B. (ed.). Nefret Suçları ve Nefret Söylemi. Uluslararası Hrant Dink Vakfı Yayınları. s. 4. İstanbul, 2010.
-Öksüz, Onur; Yaşa, Hüseyin. “Nefret Söyleminin İnşasında Sosyal Medyanın Rolü: Ekşi Sözlük Örneği”. Erciyes İletişim Dergisi. 24 Temmuz 2020
-Türkiye’de Nefret Suçları ve Son Dönemde Yaşanan Irkçı Saldırılar Özel Raporu. İnsan Hakları Derneği. 22 Eylül 2020
-Vardal, Zeynep Burcu. “Nefret Söylemi ve Yeni Medya”. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi. 2015 Bahar.
-“Yeni Zelanda’da cami saldırganına ömür boyu hapis cezası verildi” euronews. 27 Ağustos 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir