İçeriğe geç

İntihal, telif hakkı ve Elif Şafak

İllüstrasyon OpenAI ChatGPT yardımıyla yapılmıştır.

Son günlerde kamuoyunu haliyle meşgul eden, edebiyat dünyasını adeta ikiye bölen bir davada gerekçeli karar açıklandı.

Elif Şafak ve yayıncısı Doğan Kitap, Bit Palas adlı kitapta, Mine Kırıkkanat’ın Sinek Sarayı kitabından intihal yaptığı suçlamasıyla tazminat ve kitap toplatma cezasına çarptırıldılar. Karara itiraz ediliği için yargı süreci devam ediyor.

İnternette yapılan yorumlarda intihal, iktisab, telif hakkı, marka hakkı gibi kavramların birbirine karıştırıldığını görüyorum.

İntihal ve telif hakkı ihlali aynı şeyler midir?

Hayır değildir. İntihal, başkasının sözlerini, fikrini, müziğini, sinema sahnesini, senaryosunu aynen, birebir kopyalamak şeklinde olabilir. Ama bununla sınırlı değildir, orijinali değiştirerek, uyarlayarak, birden fazla eserden mozaik gibi kolaj yaparak kullanmak ve ortaya çıkan eseri kendine mal etmek de intihal kapsamındadır. Telif hakkı ihlali ise, telif hakkıyla korunan bir eseri tamamen veya kısmen izinsiz kopyalamak, yayınlamak ve bundan gelir elde etmek ve/veya orijinal eser sahibini olası gelirden mahrum etmek demektir.

İntihal birebir cümle cümle, paragraf koplayarak olabileceği gibi, cümleleri ve kelimeleri değiştirip, gizlemeye çalışarak da yapılabilir.

Akademik intihal kriterleri ile edebi veya sanatsal intihal kuralları aynı mıdır?

Hayır, farklıdır. Akademik makalelerde kelime kelime tarama, aynılık ve benzerlik aranmaktadır. Tanınmış batılı bilim dergileri akademik intihal sınırını sıfır hedefleyip %5’e razı olurken, üniversiteler öğrencilerine %20’ye kadar izin veriyorlar. Genel kural elbette ki, kaynak gösterilmeksizin bir cümlenin dahi kullanılmaması. Bunu ihlal etmek akademik soruşturmalara hatta unvanın geri alınmasına kadar varabiliyor. Benim verdiğim rakamlar, muhtelif üniversite sitelerinden alınmış olup, hocaların geçer not için gösterdikleri toleransı yansıtıyor. Hindistan’da daha gevşek bir yaklaşım var mesela, akademik yayınlarda %40’a kadar intihal kabul görebiliyor.

Sinema, müzik, fotoğraf gibi alanlarda sahne, çekim, melodi, perspektif, sekans, karakter, kurgu gibi farklı intihal ve kullanım kuralları mevcuttur. Edebiyatta, özellikle kurmaca (fiction) tarzında intihal olmaz görüşü son yılların en tartışmalı konularındandır.

Güncel intihal davasında, iki farklı doktriner yaklaşım belirginleşiyor. Şafak’ı savunanlar, kurmaca bir eserde, yazar birebir ifadeleri kopyalamadığı müddetçe, ki yeri geldiğinde o da yapılabilir, farklı yazarlardan istediği fikirleri, karakterleri, kavramları, mekanları kopyalayabilir, kullanabilir, yeter ki ortaya yeni ve özgün bir edebi eser çıksın diyorlar. Tarihten, telif hakkı kavramının olmadığı günlerden, en bilinen yazarlardan ve destanlardan şatafatlı örnekler veriyorlar. Örnekleri de genellikle yabancı bloglardan çeviri ama o ayrı bir espri konusu.

Somut örneklerle özetlemek gerekirse, apartıman, Art Nouveau, Beyoğlu, travesti, dev, cüce, ikizler, çöp, kokusu, Fransa’dan gelmek gibi ögelerin Kırıkkanat’ın telifine tabi olduğunu kabul edersek, hiç kimse Beyoğlu hakkında roman yazamaz, yönünde beyanlar görüyorum.

Kırıkkanat’ı savunanlar, bu ögeler tek başına telif konusu olmaz tabii, ama hepsinin bir arada ve aynı kurguda işleniyor olması, tesadüfle açıklanamaz, burada açık bir intihal var, emek hırsızlığı var, hazır bir fikri ve onun etrafında kurgulanan bir romanı serbestçe yağmalayarak yeni bir kitap yazmak var ve bu kadar çok şeyi birlikte alıntılamak telif hakkını ihlal ediyor, haksız kazanç elde ediyor, iddiasındalar.

Zaten internete yansıyan bilirkişi raporları da bu yönde. Ataol Behramoğlu, Ahmet Yıldız, Orhan Tüleylioğlu, Ülker İnce ve Haluk Şahin mahkemeye Kırıkkanat yönünde görüş bildiren uzmanlar. Aynı / benzer ögeleri tek tek listeleyip, “doğal” bir metinlerarasılık değil, (kasti) intihal suçu var savlarına delil gösteriyorlar.

Mahkemenin gerekçeli kararı, Şafak’ın tüm kitabı aynı, her şey birebir kopya demiyor. %5 oranında intihal öngörmüş. Buna istinaden ceza kesmiş. Uluslararası mahkemelerde birkaç satırdan oluşan diyalog benzerliğinin bile intihal sayılıp cezaya hükmedilebildiğinin altını çizmeliyim. Komple aynı olması gerekmiyor. Temyiz mahkemesi ne diyecek, doğrusu çok merak ediyorum.

İki kitabı da inceledim. Oturdum uluslararası literatürü ve telif hakkı davalarını taradım. Bakın neler buldum. Ama önce…

Şafak kitabına neden Beyoğlu’ndaki Ermeni mezarlıklarının hikayesiyle başladı, bilemiyorum. İlk 60-70 sayfayı buna ayırmış. O bölümün üslubu ile kitabın geri kalanı ayrı iki kalemden çıkmış gibi. Beyoğlu Ermeni mezarlığının hikayesi, dönemi anlatan kıymetli Ermeni araştırmacılarının hüzünlü üslubuyla aktarılırken, kitabın geri kalanı daha Ömer Seyfettin vari bir edayla akıyor. Tarihi kaynaklar taşınan ve istimlak edilen Beyoğlu Ermeni mezarlığının günümüzdeki Gezi Parkı’ndan Harbiye’ye doğru uzandığını söylüyor. Cihangir bölgesinde daha çok eski müslüman mezarlıklarının paftaları görünüyor. Şafak Beyoğlu mezarlığı tanımını duymuş, tam yerini sorgulamadan hikayeye kondurmuş gibi sanki. Ben zorlama buldum; bu talihsiz mezarlık, hatta mezarlıklar grubu, ayrı bir eseri hak ederdi. O mezarlık ve Atatürk’ün kurmay olduğu Hareket Ordusu, 31 Mart Vakasında ölen müslümanların da hristiyan mezarlığına gömülmesi, Topçu Kışlası, İstanbul’un işgali ve binlerce Fransız askerinin Taksim’e konuşlandırılması, o askerlerin türlü taşkınlıkları ve rezillikleri, esnafın camlarına “Bu da geçer ya Hu” hattını asmaları, heyecanlı bir romana malzeme olurdu. Ama bu montaj, Şafak’ın kitabını yazdığı dönemdeki bir grup yazarımızın evrensel profil konumlandırmasına daha uygun görülmüş olmalı. Konuya bu kadar duyarlıysa, Gezi parkı olaylarında gündeme getirmesi beklenirdi. Getirdi mi, ben rastlamadım.

Şafak’ın Rusya’dan göçen Prens ve Prensesi Fransa’ya gönderip, sonra Fransa’dan İstanbul’a geri getirip 1960’da Art Nouveau bina yaptırması ise saçma. Editörü uyarmış olmalı ki “artık modası geçmiş olsa da” diye bir ara cümlecik eklemiş ama 60’larda hangi mimar bilecek de, hangi malzeme ve işçilik erişilebilir olacak da yapılacak o tarzda bina, tuhaf ve gereksiz bir malumatfüruşluk. Turistciklerini etkilemeye hevesli, acemi bir turist rehberi bile bu hataya düşmezdi.

Kitabın sonu ise, laf kalabalığı bir yana, Kırıkkanat’ın kapanışını andırıyor. Şafak’ın yazarken özgün fikir, karakter, mekan, öykü üretmekle vakit kaybetmeden adından başlayarak, mekanı ve karakteriyle hazır bir romanı şablon aldığı kanaatini ben de paylaşıyorum. Bir dönem, köşe yazıları ve akademik görevlerinin yanı sıra neredeyse her yıl çok satan kitap çıkartıvermesi de bir ultra performanstı zaten. Kendisiyle ilgili intihal tespitlerinin bu kitapla sınırlı olmadığının da altını çizmeliyim. Liste bir hayli kabarık.

Bit Palas’ta ortaya yeni bir eser çıkmış mı evet. Sinek Sarayı’ndan farklı mı, evet. Beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez. Ama yeni bir kitap var karşımızda. Bu açıdan mahkemenin kitap toplatma kararını aşırı buluyorum. Şafak’ın ve diğer “liberal” yazarlarımızın edebi yaratıcılıkta sınır olmaz savunmasına ise katılmıyorum. Aynısı kendilerine yapılsa ne derlerdi acaba?

Peki bir yazar bu ölçüde serbestçe başkasının kitabını kullanabilir mi? Bunun sınırı var mıdır, olmalı mıdır? Aşağıda yazdıklarım çoğunlukla ABD ve Avrupa hukukunu anlatan kaynaklardan alınmadır.

İntihal ve telif hakkı korumasıyla ilgili ülkelerin farklı yaklaşımları ve katılıkları var. Çin en gevşek ülkelerden biri mesela ve telif hakkını 1990’lardan sonra gündemine alan bir ülke.

Amerika 1800’lerden beri telif hakkını koruyor ve savunuyor. Avrupa Birliği, ABD’ye göre daha da katı ve ilk eser sahibini koruyucu bir yaklaşım benimsiyor.

Telif hakkı koruması, Kanada gibi bazı ülkelerde yazar öldükten 50 sene sonra, Türkiye ve ABD dahil diğerlerinde 70 sene geçerlidir.

Temel ilke şu: Orijinal eser sahibinin hakkını koruyalım ama yeni eser çıkmasına mani olmayalım.

Kitabın orijinal dili ile çevirisinin telif süreleri farklı olabilir. Örneğin Tolstoy’un eserlerinin Rusçaları telif korumasından çıkmıştır. Ama ölümünden yıllar sonra farklı dillere çevrilen eserleri, çevrildikleri dillerde telife tabidir, kopyalarsanız suç işlemiş olursunuz. Çevirmen, kitap her baskı yaptığında o baskıdan para kazanır. Çevirisini çalmak, çevirmene haksızlıktır.

Karakter koruması, marka korumasına alınmışsa süreye bağlı değildir. Örneğin Mickey Mouse, James Bond, Superman. Dedektif romanı yazabilirsiniz, romanınızda James Bond ile karşılaşabilir karakteriniz, ama yayıncıdan izin almadan Bond’u konuya dahil eden bir kitap yazamazsınız. Truva Savaşı ve Hektor’u dilediğiniz gibi anlatabilirsiniz, telifle ve markayla korunmuyorlar çünkü, Sherlock Holmes da korumadan çıktı kullanıma açık, ama Harry Potter ve Felsefe Taşı’na gram dokunamazsınız.

Kitabınızdaki karakter marka koruması altında olmasa ama özellikleri belirgin, karakteri net, gelişkin bir tipse telif davası açabilirsiniz. Bu benim özgün karakterim, kopyalayamazsın diyebilirsiniz. Basit bir tipleme yapmışsanız veya karakterinizi müzisyen olması, geceleri çalması dışında yeterince geliştirmemisseniz (stock character diyor Amerikalılar) telife girmez. Ancak birden çok sıradan tiplemeyi, telifle korunan bir kitaptakine benzer bir kurgu içerisinde kullanırsanız ve kitabın adını da benzer seçerseniz, hele bir de diyaloglar ve bu karakterlerin yaşadıkları da benzerlik içeriyorsa, bu dava konusu edilebiliyor. Yani, benzerlik oranı yüksekse, davayı kaybetme olasılığınız var. Kırıkkanat’ı savunanlar bu açıdan yaklaşıyorlar. Mahkeme de o yönde karar vermiş.

Bu basit tiplemeler, hikayede merkezi rol üstleniyorlarsa, hakimin sizi suçlu bulma ihtimali daha da artıyor. İntihal gri alan. Özgünlük, bağımsızlık derdi olan yazar bu sulara hiç girmese daha iyi eder.

Haber, eleştiri, eğitim ve parodi amaçlı çalışmalar adil kullanım (fair use) tanımına girer ve telife tabi değildir. Ama, iftira, itibarsızlaştırma, ticari haklara zarar verme gibi bir başka davanın konusu olabilir. Yani ağır eleştirirsen veya ticari bir girişimsen kendini mahkemede bulabilirsin.

Fikir ve janr telife girmez. Gerçek veriler, istatistiki bilgiler telife girmez. Apartıman romanı yazayım, Cihangir’i anlatayım, güzel fikir, ama başkası yazamaz diyemezsiniz. Tanzimat tarihine dair romanı bir tek ben yazarım, benden sonrakiler “sırf bu nedenle” kopyadır, diyemesiniz.

Her yazar, kendine has üslupla, benzer mekanları, tiplemeleri, yeni bir hikaye oluşturmak kaydıyla kullanabilir. Bu fikri ilk ben buldum, ben yazdım, sen benden görüp de kitap yazmışsın diyemezsiniz. Şafak’ı savunanlar bu görüşe yakınlar.

Bir grup orijinal eser sahibini, orijinal fikri, yazını savunurken, diğer grup yeni eser sahibinin emeğini, edebi yeteneğini ve üslubunu savunuyor.

Bence orijinali korumadan yeniye ve daha iyiye ulaşmak mümkün değil. İyi kopyacılık bir yetenek olarak özendirilmemeli ve başarı kabul edilerek ödüllendirilmemeli. Sınav sorularının çalınmasına karşıysan, akademik hırsızlığa karşıysan, edebiyatta çalıntıya da tavrın olmalı.

Telif hakkı ihlallerine devam edecek olursak, gerçek insanların hayat hikayesini anlatmak, kendileri ve yakınları tarafından dava konusu edilebilir. İzin almak gerekir. Cem Karaca filminin dolaşımdan kaldırılmasına dair son eşinin açtığı dava bu bahse dair. Bu davayı haklı bulmuyorum, yanlış anlaşılmasın, sadece örnek vermek istedim.

Bir romandaki diyalogları birebir kopyalarsanız veya birkaç kelime değiştirip kullanırsanız telif hakkı davasını büyük olasılıkla kaybedersiniz. Alıntıladığınız kısa bir diyalog dahi olsa, tazminat ödersiniz.

Metinlerarasılık (intertextuality) tezi diyor ki, günümüzde, tarih boyunca yazılan, çizilen her esere veya çevirisine ulaşmak mümkün sayılır. Artık hiç bir yazar tamamen özgün olamaz, farkında olmasan da, başkalarının etkisiyle yazıyorsundur. Şafak’ı savunanlar, metinlerarasılık kavramını işte bu en liberal ve tam postmodern bir yaklaşımla benimser gibiler. Adeta, kopyalasam dahi bu hırsızlık sayılmaz, yeter ki ben yeni bir eser ortaya koymuş olayım, diyorlar.

Metinlerarasılığın tanımı, türleri ve sınırları dünya genelinde tartışma konusu. Edebiyatçılar muhtemelen bunu daha uzun süreler tartışacaklar. İntihale varan metinlerarasılık mahkemeye yansıdığında ne oluyor? Mevcut telif hakkı yasaları kasıt / farkındalık ve ticari kazanç kriterleriyle işliyor. Yani kopyalayanın orijinal eseri bildiği, okuduğu, kullandığı kanaati hakimde oluşursa ve bu yeni yayından ticari kazanç elde ediliyorsa, yazar ve yayıncı davayı büyük olasılıkla kaybediyor. Şafak’ı savunanların, yargılayan mahkeme fikir ve sanat hakları ihtisas mahkemesi olmasına rağmen, yazarı yazarlar yargılasın, bize özel ayrı bir ihtisas mahkemesi olsun gibi çıkışları biraz da bundan kaynaklanıyor. Çünkü, bu kadar benzerlik rastlantıyla izah edilemeyeceğine göre, metinlerarasılık tezini kullanarak fikir ve sanat eserlerinin korunması kapsamında açılan bir davayı kazanmaları çok zor. Bu tezi kullanıyor olmak bile gizli bir itiraf değil mi? Çaldım ama sor bak neden çaldım repliğini hatırlatıyor.

İlham mı intihal mi?

Sanatçının, yazarın, müzisyenin, yaşadıkları ve yaşayamadıkları kadar ve belki de daha çok diğer sanat eserlerinden etkilenmeleri doğal. İlham kaçınılmaz, eğitici, geliştiren ve lezzetli olduğu kadar, kıskanç, hırslı ve zehirli bir meyve.

Ama konumuz apartıman hikayesi ise şayet ya da Beyoğlu hayatı, bunu anlatmanın binlerce yolu var. Bite sinek, saraya palas deyip, mecburmuşsun gibi kahramanını Fransa’dan getirip, cüce, deve, ikizler ve çöp kokuları arasında bir Art Nouveau binaya koyup, 1 Mayıs dahil bilirkişilerin tespit ettiği onlarca ögeyle harmanlayarak yazman şart mıydı?

Ya da bunu savunduğumuzda, özgün ve yetenekli yazar çıtamızı çok çok aşağılara koymuş olmayacak mıyız?

Nihai yargı kararı ne olacak gerçekten merak ediyorum.

Merak edenler için beğendiğim linkleri paylaşıyorum. İçerikler İngilizce.

What Is Copyright Law? Learn the Different Types of Copyright to Protect Your Work

Berne Convention for the Protection of Literary and Artistic Works

Are Fictional Characters Protected Under Copyright Law?

An Overview of Legal Protection for Fictional Characters: An Overview of Legal Protection for Fictional Characters: Balancing Public and Private Interests Balancing Public and Private Interests

What is intertextuality?

How to Apply Literary Inspiration to Your Writing

Nowadays everything is plagiarized, right?

Four Things Every Writer Should Know About Literary Theft

Kurosawa’s “Yojimbo” and Leone’s “Fistful of Dollars” Comparison Essay

Akira Kurosawa and Intertextual Cinema

“İntihal, telif hakkı ve Elif Şafak” hakkında 1 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir