Dilde Ayrımcılık

Ünlü dilbilimci ve filozof Noam Chomsky, dilin yapısının yalnızca düşüncenin değil, aynı zamanda gerçekliğimizin inşasında belirleyici olduğunu savunur. Çevirmenlerin yakından tanıyacağı başka bir isim olan antropolog Edward Sapir’e göre ise dil, her iletişim anında kültürel varoluşu yeniden inşa eden en yaygın toplumsal etkinliktir.

Yukarıdaki görüşlerden yola çıkarak söyleyebileceğimiz gibi, dilin hayatımıza ve algılarımıza olan etkisi yadsınamaz. Dilde kendini gösterebilen her ayrımcılık türünü tek seferde detaylı şekilde ele almak mümkün olmasa da bu yazıda, cinsiyetçi, heteronormatif, cisnormatif, sınıfçı ve yabancı düşmanı dil kullanımlarına değineceğiz.

Cinsiyet ayrımı

Cinsiyetçilik birine, genelde de kadınlara ve kız çocuklarına karşı beslenen, tamamıyla cinsiyete dayalı önyargılardır. Dilde cinsiyetçiliğin yansımasını birçok farklı şekilde görebiliriz. Örneğin, Türkçede en sık kullanılan küfür ve argo sözcüklerin hemen hepsi kadınlara atfedilen kavramlar üzerinden türetilmiştir.

Kadınların tamamıyla görünmez kılındığı bazı ifadeler “ademoğlu”, “insanoğlu”, “adam başı” ve “iş adamı”dır. Kadınlıkla bağdaştırılan özellikler daha düşük seviyeliymiş gibi bir alt metne sahip olan ifadelere “kız gibi”, “karı gibi ağlamak”, “karı kılıklı” ve “kadın işi” örnek verilebilir. “Erkek sözü”, “işinin eri”, “adam olmak”, “adamdan saymak”, “delikanlı kız” ve “adam gibi” tabirler erkeklikle bağdaştırılanın üstün görüldüğü örneklerdir. “Kız almak” ve “kız vermek” deyişlerinde kadın, alınıp verilebilen bir nesne yerine konulmaktadır. “Kadın emlakçı”, “kadın doktor” ve “kadın milletvekiligibi söylemler bahsi geçen meslek dallarında kadınların varlığı anormal, özellikle belirtilmesi gereken bir durummuş havası yaratmaktadır.

Cinsel yönelim ayrımı

Heteronormativite, heteroseksüelliğin norm olarak kabul edilmesi yani, ikili cinsiyet anlayışına göre, yalnızca karşı cinsiyete çekim duyan insanların “normal” olduğunun düşünülmesi, herkesin heteroseksüel varsayılmasıdır.

Biz farkında olmasak da, sahip olduğumuz ön kabuller kelime tercihlerimize sızarak kendini belli eder. Örneğin, cinsel yönelimine dair bize bilgi sunulmamış bir erkek ile sohbet ederken, hoşlandığı bir “kadın” olup olmadığını sormak heteronormatif bir yaklaşım olur. Burada “kadın” yerine “partner” ve “sevgili” gibi cinsiyetsiz sözcükler tercih edilebilir. Bir başka örnek vermek gerekirse, aile kavramından bahsederken mütemadiyen “anne – baba” demek yerine, “ebeveynler” kelimesi kullanılarak anne – baba ikilisi dışında velilere sahip ailelerin de varlığını tanınmış olur.

Cinsiyet kimliğine yönelik ayrım

Cisnormativite, herkesin cis, bir diğer deyişle natrans, yani cinsiyet kimliği ile atanmış cinsiyeti örtüşen kişiler olduğunun varsayılmasıdır. Ek olarak, cisliğin tek “normal” cinsiyet kimliği olarak görülmesini içerir.

Jinekoloji yerine “kadın hastalıkları” tabirinin kullanılması cisnormatif dile bir örnektir. Jinekolojik hastalıklardan yalnızca kadınlar muzdarip olmadığı için bu söylem tercihi bilgisel olarak hatalıdır. Kanada’da yapılan bir çalışma, trans erkeklerin kliniğe gittiklerinde karşılaşacakları cisnormatif dil ve tutumdan çekindiklerini ve bu sebeple katılımcıların yarısından fazlasının jinekoloji kliniğine gitmekten kaçındığını tespit etmiştir (Frecker, Scheim, Leonardi & Yudin, 2018). Bu araştırma, sözlerimizin ne denli büyük bir güce sahip olduğunun çarpıcı bir göstergesidir.

Ped reklamlarında yalnızca kadınlardan söz edilmesi de cisnormatif tutumun bir başka yansımasıdır.

Sınıf ayrımı

Sınıf ayrımı veya sınıfçılık, toplumsal sınıf temelindeki önyargıları ve ayrımcılıkları kapsar. Yukarıdaki alt başlıklarda olduğu gibi, burada da bir güç ilişkisi söz konusudur. Hegemonyayı elinde tutan, daha az güce sahip olan topluluğa veya topluluklara karşı sistematik şekilde ayrımcı politika izliyor olabilir.

Sınıfçılığın dile yansımlarına göz atacak olursak, “varoş” ve “köylü” kelimelerini inceleyebiliriz. Türk Dil Kurumuna göre bu sözcüklerin tanımları aşağıdaki gibidir.

varoş

isim, Macarca város

Kent veya kasabada kenar mahalle.

köylü

sıfat

Köyde yaşayan veya köyde doğmuş olan.

Bu kelimelerin birincil tanımları negatif yükten uzak ve tamamıyla nötr iken, günlük hayatta sosyoekonomik düzeyi daha düşük olan insanları hedef alan hakaretler olarak kullanılmaları sınıfçı dile bir örnektir. Hatta “köylü” sözcüğünün hakaret amacıyla kullanılması o kadar yaygınlaşmıştır ki TDK’ye göre bu kelimenin dördüncü anlamı “kaba, anlayışsız”dır.

Etnik köken ayrımı

Yabancı düşmanlığı veya diğer adıyla zenofobi, genellikle göçmenler ya da azınlıklar gibi, bir toplumun çoğunluğundan ulusal, etnik köken ve/veya din, ırk açısından farklı olan gruplara karşı önyargı ve dışlayıcı davranışlardır. Dilimize yerleşmiş yabancı düşmanı söylemlere örnek olarak “ecnebi” ve “gâvur” sözcüklerinin aşağılama amacıyla kullanılması verilebilir. TDK’ye göre gâvurun ikinci anlamı, “Müslüman olmayan kimse”, üçüncü anlamı ise “merhametsiz, acımasız”dır. Aynı sözcüğün iki çağrışımı da güçlü bir şekilde taşıması, inşa edilen bariyerleri gözler önüne serer.

Sonuç olarak, hepimiz her an hata yapmaya müsaidiz. Ancak bunun şevkimizi kırmasına izin vermeyip, kendimizi geliştirmeye daima devam etmeliyiz. Dilimizi kapsayıcı hale getirmek, toplumsal adalet yolunda atılması gereken ilk adımlardan biridir. Daha eşit bir yarın için gelişim dilde başlar.

Kaynak
Frecker, H., Scheim, A., Leonardi, M., & Yudin, M. (2018). Experiences of Transgender Men in Accessing Care in Gynecology Clinics [24G]. Obstetrics & Gynecology, 131(1), 81S-81S. doi: 10.1097/01.aog.0000533374.66494.29

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir